top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıAv. Barış Bürüce

İFLASIN ALACAKLILAR BAKIMINDAN HUKUKİ SONUÇLARI

GİRİŞ

Ekonomik hayat bakımından çok önemli olan iflas kurumunun birçok hukuki ilişkiyi etkilemesi kaçınılmazdır. Bu öneminden dolayı iflas kurumu hakkında, ekonomik hayata etkilerini en aza indirmek için birçok kanunda düzenlemeler getirilmiştir. İflas en çok da karşılıklı hukuki ilişkilerin taraflarını etkilemektedir. Bu taraflardan biri de alacaklı tarafıdır.

Bu çalışmada iflasın alacaklılar bakımından etkileri çeşitli kanunlar çerçevesinde incelenecektir. İflas nedeniyle bazı alacaklıların zarar görebileceği gibi bazıları da bu durumdan menfaat sağlayabilir. İşte kanun koyucu bu durumu engellemek ve alacaklılar arasında bir eşitlik sağlamak amacıyla bazı düzenlemeler getirmiştir.

Ağırlıklı olarak, uygulamada sıklıkla rastlanan sözleşmesel ilişkiler üzerinden iflasın alacaklı taraflar bakımından sonuçlarına değinilecektir.

  1. MÜFLİSİN BORÇLARININ İFLASLA MUACCEL HALE GELMESİ

İflasın açılmasıyla birlikte alacaklılar bakımından birtakım sonuçlar doğar. Bunlardan biri İİK m. 195’de düzenlenmiştir. Buna göre iflasın açılmasıyla birlikte, müflisin müeccel yani vadesi gelmemiş borçları, borçlunun taşınmaz mallarının rehni suretiyle temin edilmiş olan alacaklar müstesna olmak üzere, muaccel hale gelir.[1] Müeccel alacaklar iflas dışında vadesinden önce talep edilemez. Bu durumun iflasta uygulanmamasının sebebi iflas tasfiyesinin gecikmesini önlemek ve alacaklılar arasında eşitlik sağlamaktır.[2]

İflasın açılmasının müflisin müeccel alacaklarına hiçbir bir etkisi yoktur. İflas idaresi bu alacakları ancak vadesi geldiğinde isteyebilir(m. 229/1).[3]

İflasın açılmasıyla birlikte müflisin müeccel borçlarının muaccel hale geleceğinin bir istisnası vardır. Yasa koyucu “borçlunun gayrimenkul mallarının rehni suretiyle temin edilmiş olan alacaklar müstesna olmak üzere” diyerek bu duruma işaret etmiştir. Alacaklının bu şekilde teminat altına alınmış bir alacağı için borçlunun iflas etmesi ve mallarının tasfiye edilmesi tehlike yaratmaz. Zira ipotekli taşınmaz, alacaklının rehin hakkı ile masaya girer ve o şekilde satılır. Satış sonunda elde edilen miktar rehinli alacağı tümüyle karşılamaya yetmez ise veya karşılayamayacağı önceden belli ise karşılanamayan miktar, iflas masasına iflas alacağı olarak yazılır(m. 206/IV).[4] Bu istisna sadece rehnedilen gayrimenkulün müflise ait olması durumunda geçerlidir. Rehnedilen gayrimenkul müflise değil de üçüncü bir kişiye ait ise, bu durumda borç iflasın açılması ile muaccel hale gelir.[5]

Ayrıca rehnedilen mal gayrimenkul değil de, menkul bir malsa bu durumda da yukarıda bahsettiğim istisna geçerli olmaz ve menkul mal rehni ile temin edilmiş müeccel alacaklar iflasın açılması ile birlikte muaccel hale gelir.

Müeccel borçlarda muaccel olma müflise karşıdır. Müşterek borçlu ile müteselsil borçlu ve kefillere karşı muaccel olma söz konusu değildir.[6]

İflasın açılmasıyla muaccel hale gelen alacak faizli ise, iflasın açıldığı güne kadar işlemiş faiz ve takip masrafları müflisten olan asıl alacağa eklenir ve bulunan toplam meblağ, ana alacak olarak müflisin iflas masasına kayıt edilir(m. 195/1,c. 2).[7]

Buna karşılık müflisin, iflasın açılmasıyla muaccel hale gelmiş olan, vadesi gelmemiş faizsiz borçları için, iflasın açılması günü ile vade günü arasındaki süre için yıllık kanuni faiz hesaplanır ve bu faiz miktarı alacak tutarından çıkarılır(m.195/2).

İflasın açılmasının müflisin borçlarının zamanaşımının kesilmesine bir etkisi yoktur. Bir iflas alacağı hakkında zamanaşımının kesilebilmesi için alacaklının alacağının iflas masasına yazdırması gerekir( m. 218–220)

  1. İFLASIN FAİZLERE ETKİSİ

İflasın açılmasıyla birlikte, iflas masasına giren alacaklarda faiz işlemeye devam eder(m. 196). Ancak, faiz oranı ve faizin ödeme zamanı, adi alacaklar ile rehinli alacaklar arasında değişiktir.

  1. Adi Alacaklar Hakkında

Yukarıda belirttiğim gibi iflas masasına giren alacaklarda faiz işlemeye devam eder(m. 196/1)[8]. Adi alacaklar için, alacak ticari işlere ilişkin olsa bile, iflasın açılmasından sonraki dönemde kanuni faiz oranı uygulanır. Adi alacaklarda iflasın açılmasından sonraki dönem için tahakkuk edecek faiz ödemeleri 195. maddeye göre, yani iflasın açıldığı güne kadar işlemiş faiz ve takip masrafları eklenerek hesaplanan anaparalar ödendikten sonra bakiyesi üzerinden yapılır(m. 196/son). Bunun nedeni bazı alacaklıların faiz alacaklarının bazen diğer alacaklıların alacaklarından fazla olması ve bu durumun alacaklılar arasında bir eşitsizliğe yol açmasıdır.[9]

İflasın açılması ile müflisin borçlarına kanuni faiz oranının uygulanması, yalnız müflise karşıdır. Müflisle müşterek borçlu olanlar ve kefiller, ticari alacaklar için avans faiz oranına göre faiz ödemekle ve ödedikleri fazla faizden dolayı müflise veya iflas masasına rücu edemezler.[10]

İflas kaldırılırsa ticari alacaklar için kanuni faiz oranının da uygulanması da kalkar; alacaklılar iflas açıldıktan sonraki dönem için de ticari faiz oranına göre faiz isteyebilirler.[11]

  1. Rehinli Alacaklar Hakkında

Rehinli alacaklar için faiz oranında adi alacaklardaki gibi bir değişiklik öngörülmemiştir. İİK’nın 196. maddesinin karşıt kavramından anlaşıldığı üzere rehinle temin edilmiş alacaklar için iflasın açılmasından sonra da faiz işlemeye devam eder. Burada rehnedilen şeyin bizzat borçluya veya üçüncü bir şahsa ait olması da fark yaratmaz[12]

Rehinle temin edilmiş olan alacaklar için faiz ödenebilmesi için, iflas tasfiyesinin sonuçlanmasının beklenmesine ve adi alacaklara anaparaların ödenmesinden sonra geriye para artmış olmasına gerek yoktur. Zira rehin alacaklıya alacağın aslı gibi faizlerini de temin eder. Bundan dolayı, rehinle temin edilmiş alacağın aslı gibi, faizleri de rehnin satış bedelinden ödenir. Rehin alacaklısı, hem iflasın açıldığı tarihe kadar işlemiş olan faizleri, hem de iflasın açılmasından sonra rehnin satıldığı tarihe kadar işlemiş olan faizleri, hem de iflasın açılmasından sonra rehnin satıldığı tarihe kadar işleyecek olan faizleri rehnin satış bedelinden alır. [13]

Rehnin satış bedeli alacak ve faizi birlikte karşılamaya yetmiyorsa o zaman BK md 84 kıyasen uygulanarak rehnin satış bedelinden ilk önce iflasın açılmasından rehnin satıldığı tarihe kadar işlemiş olan faizler ödenir; ondan sonra iflasın açıldığı tarihe kadar işlemiş olan işlemiş olan faizler ödenir; geriye kalan para alacağın aslına mahsup edilir.[14]

  1. Kamu Alacakları Yönünden Faizin Değerlendirilmesi

25.11.1988 tarihinde 3494 sayılı yasa ile değişiklik yapılmadan önce İİK m.196’ya göre rehinli alacaklar dışındaki alacaklara iflasın açılmasından sonraki dönem için faiz yürütülemeyeceği öngörülüyordu. Bu hükme uygun olarak 6183 sayılı kanunun 52. maddesinin 1. fıkrasında da amme alacaklarına iflasın açılmasından sonra faiz yürütülemeyeceği öngörülüyordu. 3494 sayılı yasa ile değişiklik yapıldıktan sonra 6183 sayılı yasadaki ilgili madde, değişikliğe uygun bir biçimde değiştirilmemiştir. Dolayısıyla iflas tasfiyesinde müflisin özel hukuktan doğan rehinle temin edilmemiş alacaklarına iflasın açılmasından sonra faiz tahakkuk ettirilip, bütün alacaklara ilişkin anaparalar ödendikten sonra, bu faizler ödeneceği halde amme alacakları için faiz tahakkuk ettirilemeyecek ve ödenmeyecektir.[15]

  1. SSK Primlerine İlişkin Gecikme Zammı Hakkında

Bu konuda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel kurulunun bir kararı[16] vardır. Bu karara göre 506 sayılı SSK’nın değişik 80. maddesi gereğince Kuruma ödenmesi gereken primlerin süresinde ödenmemesi nedeniyle uygulanacak gecikme zammı, borçlu işverenin iflasına karar verilmesi halinde, iflasın açılmasından sonra da işlemeye devam edecektir.[17]

506 sayılı SSK, 5510 sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kalkmıştır. Yeni kanunla gecikme zammı hakkında bir değişiklik getirilmemiştir. SSGSS kanunun 88. ve 89. maddeleri gecikme zammını 506 sayılı kanunla benzer şekilde düzenlemiştir. Bu nedenle bu İBK’nın yeni kanun döneminde de uygulanacağı kanaatindeyim.

Kararın gerekçesinde sosyal sigorta primlerinin gecikme zammının iflasın açılmasından sonrada işlemeye devam edeceği görüşü SSK 80. madde hükmüne dayandırılmıştır. Doktrinde[18] ve bazı Yargıtay kararlarında[19] gecikme zammının bir tazminat değil; bir tür temerrüt faizi olduğu gerekçesi ile diğer faiz alacaklarında olduğu gibi gecikme zammının da m. 196/I hükmü nedeniyle iflastan sonra da işlemeye devam etmesi yönündedir.

  1. ŞARTA BAĞLI ALACAK HAKKI SAHİPLERİNİN DURUMU

Taliki bir şarta ya da gayrimuayyen bir vadeye bağlı olan alacaklar da iflas masasına yazdırılır. Fakat yazılan bu alacak hemen alacaklısına ödenmez(m. 197). İflas tasfiyesi sonunda bu alacaklar için de pay ayrılır ve bu pay bankaya yatırılır(m. 205 c.3).

İlerde şart gerçekleşir veya vade sona ererse, bankadaki bu para alacaklıya ödenir(m.197/1 c.2). Taliki şartın veya gayrimuayyen vadenin gerçekleşmeyeceği belirlendiği takdirde, buna ait paralar, alacağını tamamen alamamış olan alacaklılara sırasına göre dağıtılır (m. 255/1–2).

Müflisin alacaklısı olduğu taliki şarta veya gayrimuayyen vadeye bağlı olan alacaklara iflasın hiçbir etkisi yoktur.

Bozucu şarta bağlı alacaklar normal iflas alacakları gibi işlem görerek, alacaklılarına ödenir. Ancak bozucu şart iflas kapandıktan sonra gerçekleşirse alacaklıya ödenen para, iflas dairesi tarafından geri alınır ve alacağını tamamen alamamış olan alacaklılara dağıtılır. Bozucu şartın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin iflas tasfiyesi sırasında belli olma olasılığı varsa iflas idaresi ödemeyi geciktirebilir.[20]

  1. İFLASIN SÖZLEŞMELERE ETKİSİ

  2. İFLAS İLE SON BULAN SÖZLEŞMELER

Bazı sözleşmeler, sözleşmeye taraf olanlardan birinin iflas etmesiyle son bulurlar. Aşağıda iflas ile son bulan bu sözleşmelerden vekâlet sözleşmesi, hâsılat kirası ve finansal kiralama sözleşmesi üzerine iflasın etkisi incelenecektir.

  1. Vekâlet Sözleşmesi

BK m. 397 gereğince vekâlet sözleşmesi vekilin ya da müvekkilin iflası ile kendiliğinden son bulur. Vekâlet sözleşmesinin bu şekilde iflas ile kendiliğinden sona ermesinin sebebi vekâlet ilişkisinin karşılık güvene dayalı bir ilişki olmasından ileri gelmektedir.[21] Sözleşmenin iflas ile son bulması kanundan kaynaklandığı için iflas etmeyen taraf, sözleşmenin son bulması sebebiyle tazminat isteyemez.[22] Bununla birlikte vekâlet akdi ücretli ise, iflas tarihine kadar yaptığı hizmetler için sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak, iflas masasından bir tazminat talep edebilmelidir.[23] Aynı şekilde ücretli ya da ücretsiz vekâlet akitlerin de vekil, iş görme sebebiyle yaptığı masrafları iflas masasına alacak olarak yazdırabilir.[24]

Borçlar kanunumuz “hilafı mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça” diyerek vekâlet sözleşmesinin iflas ile sona ermesi hakkında bazı haller saklı tutulmuştur.

Bunlardan ilki sözleşmede iflasın sözleşmeyi sona erdirmeyeceğinin kararlaştırılmış olması halidir. İkincisi ise sözleşmenin taraflarından birinin iflas etmiş olmasına rağmen, işin niteliğinden dolayı vekâlet sözleşmesinin devam etmesini gerektiren hallerdir. Bu duruma örnek vermek gerekirse, vekâlet akdi müflis müvekkilin kişisel varlığını ilgilendiren hukuki işlemlere (boşanma, evlat edinme) ait ise ve iflas masası ile bir ilgisi yoksa yani ücretsiz ise vekâlet akdi son bulmaz.[25]

Eğer vekâlet sözleşmesi ücretli ise, durumun gereklerine göre sözleşmenin devam ettiği kabul edilebiliyorsa, bu durumda vekil işi görecek, ücretini ise iflas masasına alacak olarak yazdıracaktır. Vekil bu şekilde alacağını tehlikeye atmak istemiyorsa, sözleşmenin sona erdiğini ileri sürebilir, ya da istifa edebilir. Vekil sözleşmeyi sona erdirmeyip ücret alacağı için iflas idaresinden ya da müflis müvekkilin iflas masasına girmeyen mallarından alacağı teminat karşılığında sözleşmeyi devam ettirebilir.[26]

Müvekkil vekiline olan bütün borçlarını ifa edince, vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıslardan olan alacakları, müvekkilin olur ve vekilin iflası halinde müvekkil bu durumu iflas masasına karşı da ileri sürebilir (BK m.393/ I-II). Vekilin iflası halinde müvekkil; vekilin kendi adı ve müvekkili hesabına iktisap ettiği taşınır mallar hakkında istihkak iddia edebilir. Vekilin sahip olduğu hapis hakkını iflas masası da kullanır (BK m 393/III). [27]

  1. Hâsılat Kirası Sözleşmesi

Hâsılat kirası sözleşmesi, kiracının iflasının açılması ile birlikte kanundan dolayı kendiliğinden sona erer (m. 290/I). İİK m. 198/II hükmü, BK m.290/II hükmünü açıkça saklı tuttuğundan, iflasın açılmasıyla birlikte iflas idaresi sözleşmeye giremez, yani onu icra edemez. Bununla birlikte iflas idaresi, işlemekte olan kira bedeli ve defterde yazılı eşya için yeterli teminat verirse, kiralayan kira yılı sonuna kadar akdi devam ettirmek zorunda kalır (BK m.290/II). Eğer iflas idaresi teminat vermezse, iflasın açılmasıyla birlikte hâsılat kirası sözleşmesi son bulur ve kiralayan iflasın açılması tarihine kadarki kirayı iflas masasına alacak olarak yazdırabilir.[28]

Sözleşmenin süresinden önce sonra ermesinden dolayı müflis kiracıdan bir tazminat istenemez, zira sözleşmenin iflasın açılması nedeniyle sona ermesi bir kusurlu sorumluluk hali olarak değerlendirilemez [29].

İflas idaresi BK m. 291 gereğince kiracının kiralananda bırakmak zorunda olduğu BK m. 295/I hükmündeki son senenin samanları, hayvan yataklıkları, kuru ot ve gübreleri aynen kiralayana vermek zorundadır; bunları satıp bedelini kiralayana iflas alacağı olarak ödeyemez.[30]

Burada nitelik olarak karma bir sözleşme olan yap-işlet-devret sözleşmesine de kısaca değinmekte yarar olduğunu düşünüyorum. Zira yap-işlet-devret sözleşmesi, işletmenin yapılması devresinde eser sözleşmesi; işletme yapılıp tamamlandıktan sonra da hâsılat kirası sözleşmesi niteliğindedir. Sözleşmenin taraflarından iş sahibi veya kiralayan konumundaki idarenin iflası söz konusu değildir. Yalnız bunlar tarafından kurulun ve TK m.18/I’e göre tacir sayılan kuruluşlar iflasa tabidir. Bunların iflası halinde, yap-işlet-devret sözleşmesi özel hukuk hükümlerine tabi olduğundan, sözleşmenin bulunduğu aşamaya göre eser veya hâsılat kirası sözleşmelerinde iş sahibi veya kiralayanın iflasına ilişkin hükümler uygulama alanı bulur.[31]

Müteahhit veya kiracı konumundaki şirketin iflası halinde ise, işletme yapım aşamasında ise müteahhidin iflasına; işletilme aşamasında ise hâsılat kirasında kiracının iflasına ilişkin hükümler uygulanır.[32]

Hâsılat kirasında kiralayanın iflası halinde, adi kirada kiralayanın iflasına ilişkin hükümler geçerli olduğundan[33] bu konu adi kira sözleşmesi içinde incelenecektir.

  1. Finansal Kiralama Sözleşmesi ( Leasing )

Finansal kiralama sözleşmesi 28.6.1985 tarih ve 18795 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Finansal Kiralama Kanunun 4. maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre finansal kiralama sözleşmesi; “kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya başka suretle temin ettiği bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere ve belli bir süre feshedilmemek şartı ile kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakmasını öngören bir sözleşmedir.”

FKK m. 22’ye göre finansal kiralama sözleşmesi sözleşmede aksine bir hüküm yoksa kiracının iflası halinde sonra erer. Bu hüküm emredici değil, tamamlayıcı nitelikte bir hükümdür. Taraflar FKK m. 22’de öngörülen durumun aksini kararlaştırdıkları takdirde, finansal kiralama sözleşmesinde kiracının iflası durumunda adi kira sözleşmesi için geçerli olan hükümler uygulama alanı bulur.[34]

Kiracının iflası halinde, taraflar sözleşmeye iflas halinde sözleşmenin son bulup bulmayacağına ilişkin bir hüküm de koymadılarsa, iflas müdürü İİK m. 221 uyarınca büro teşkil etmeden önce, sözleşme konusu malın masadan ayrılmasına karar verir (FKK m.19/I). İflas müdürünün bu kararına karşı yedi gün içinde itiraz edilebilir(FKK m.19/I). Bu itirazları tetkik mercii en geç bir ay içinde karara bağlar(FKK m.19/son).[35]

Sözleşmenin kiracının iflası ile sona ermesi sonucunda FKK m.24’e göre “sözleşmeden doğan satın alma hakkını kullanmayan veya bu hakkı bulunmaya kiracı, finansal kiralama konusu malı derhal geri vermekle mükelleftir”. Sözleşmenin iflas nedeniyle sona ermesinden dolayı taraflardan hiçbiri diğerinden tazminat isteyemez, yalnız iflasın açılmasına kadar, sözleşme süresince ödenmemiş taksitler varsa bunlar iflas masasına alacak olarak yazdırılabilir.[36]

Finansal kiralama sözleşmesi kiralayanın iflası halinde FKK m. 20’ye göre sözleşme süresinin sonuna kadar iflas masasına karşı geçerliliğini sürdürür; bu nedenle iflas idaresinin akde girip girmeme konusunda seçim hakkından söz edilemez.[37]

  1. İFLAS İLE SON BULMAYAN SÖZLEŞMELER

Kanunda açıkça sayılan haller dışında, kural olarak bazı sözleşmeler taraflardan birinin iflası ile sona ermezler.[38] Kanunda bu iki taraflı sözleşmeler için bazı özel durumlar öngörülmüştür.

Müflisin hakkın iflasın açıldığı anda, diğer taraf müflise olan borcunu tam olarak ifa etmişse fakat müflis borcunu henüz ifa etmemişse, diğer taraf alacağını müspet zararı ile birlikte, iflas alacağı olarak masaya yazdırır. Alacağın konusu paradan başka bir şey ise, diğer taraf alacağını para alacağına çevirerek masaya yazdırır (m198/I).[39] Konusu para olmayan alacağı, alacaklı bizzat kendisi paraya çevirerek masaya kaydettirecektir fakat bu miktar iflas idaresini kesinlikle bağlamaz.[40] Paradan gayri alacağın paraya çevrilmesinde önemli nokta, konusu para olmayan bu alacağın şahsi bir hakka ilişkin olmasıdır zira ayni hakkı konu alan bir alacak bu hükmün kapsamı dışında kalır.[41]

İflasın açıldığı anda sözleşmenin her iki tarafı da borçlarını ifa etmemişler ise; diğer taraf lehine olan borcun ifası temin edilinceye kadar borcundan imtina edebilir.[42] Borcun ifasından imtina doğrudan doğruya akdin feshini sağlayamayacak, akdin mukadderatı askıda kalacaktır.[43] Bu nedenle kanun koyucu diğer tarafa, teminat için uygun bir süre verme hakkı ve süre bitimine kadar teminat gösterilmezse akdi feshedebilme yetkisi vermiştir. (BK m.82)[44] Bu fesih üzerine, diğer taraf artık alacağını müflisin iflas masasına yazdıramaz ve kendisi de masaya borcunu eda etmekten kurtulur.[45] Belirtmek gerekir ki, burada borçlu teminat veremediği için fesih hakkını kullanan taraf, fesih veya dönme sebebiyle menfi zararının tazminini isteyemez.[46] Diğer taraf sözleşmeyi feshettiği anda kendi borcunu kısmen ödemiş ise, ödemiş olduğu kısmı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iflas masasına iflas alacağı olarak yazdırabilir. Diğer taraf sözleşmeyi feshetmezse; bu durumda diğer taraf, kendi borcunu masaya ifa edecektir ve müflisten olan alacağını iflas alacağı olarak masaya yazdıracaktır. Bu yol genellikle müflisin kendisinden olan alacağı para alacağı olup da her halde m.198/I’e göre masadan istenecek olan alacaktan daha az ise tercih edilir.[47]

İflas idaresi, aynen ifanın masa için daha kazançlı olduğu hallerde sözleşmeyi devam ettirmeye yetkilidir, fakat bu konuda iflas idaresinin bir mecburiyeti yoktur.[48]

  1. Satış Sözleşmesi

İİK’da iflasın satım sözleşmesine etkisi hakkında özel bir kanun hükmü mevcut değildir. Bu sebeple, iflasın bu sözleşmeye etkisi açısından, tüm sözleşmeler bakımından ortak hükümler olan BK m.82 ve İİK m.198 esas alınmaktadır.[49]

aa. Satıcının İflası

Satıcı hakkında iflasın açıldığı anda, alıcı satış bedelini ifa etmiş, ancak satılan menkul mal alıcıya teslim edilmemişse, alıcı, iflas masasından ancak, satılan malın bedelini iflas alacağı olarak isteyebilir. Fakat iflas idaresi akde girerek satılan malı aynen alıcıya teslim edebilir (m.198/I).[50]

Satıcı hakkında iflasın açıldığı anda, satıcı malı alıcıya teslim etmiş fakat alıcı henüz semeni ödememişse, müflisin alacağı masanın aktifine dâhil olur. İflas masası vadesi geldiğinde satış bedelini alıcıdan tahsil eder (m. 229/I).[51]

Satıcı hakkında iflasın açıldığı anda, taraflardan hiçbiri sözleşmeyi kısmen veya tamamen ifa etmemişler ise, alıcı, satım konusunun kendisine aynen teslim edilmesi konusunda iflas idaresinden teminat isteyebilir; teminat gösterilinceye kadar da, satım bedelini masaya ödemekten kaçınabilir. İflas idaresi teminat göstermediği takdirde, alıcı, sözleşmeyi feshedebilir (BK m. 82). Ayrıca böyle bir durumda iflas idaresi eğer gerekli görürse teminat göstererek akde girebilir.[52]

İflas idaresi teminat göstererek akde girerse, artık malı aynen alıcıya ifa etmekle mükelleftir. Bu durumda alıcı semeni, iflas masasına ödemek zorundadır. İflas idaresi teminat göstermez ve akde girmezse alıcı sözleşmeyi feshedebilir. İflas idaresi teminat göstererek akde girmediği halde alıcı sözleşmeyi feshetmezse, bu durumda alıcı, sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle uğradığı zararları yani müspet zararını masadan isteyebilir.[53]

Yukarıdaki açıklamalar sadece menkul mal satımına ilişkindir. Taşınmaz satımında bu hükümler uygulanmaz. Taşınmaz satımında, taşınmazın devrine ilişkin resmi senet, sadece tapu memuru tarafından düzenlenebilir. Resmi senedin düzenlenmesinden sonra, taşınmaz hemen alıcı adına tescil edileceğinden, bu kadar kısa bir süre arasında satıcının iflasından söz etmek mümkün değildir.[54] Buna karşı yukarıdaki açıklamalar taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde uygulama alanı bulabilir.

Yapılan satım sözleşmesi, mülkiyeti muhafaza kaydıyla yapılmış bir sözleşme[55] ise satım konusu mal satıcının iflas masasına girer. Satıcının, alıcıdan olan semen alacağı muaccel hale gelmez. İflas masası bu sözleşmeye uymak zorundadır ve sözleşmenin satıcıya tanıdığı hakları kullanabilir.[56] Mülkiyeti muhafaza ile yapılmış bir satım sözleşmesinde iflas idaresinin hangi hakları kullanabileceğini alıcının mütemerrit olup olmamasına göre ikiye ayırarak inceleyebilir.

Alıcı borçlarını mukaveleye uygun bir şekilde ödemekte ise yani mütemerrit değilse, iflas masası malın iadesini isteyemez.[57]

Alıcı borcunu ödemede temerrüde düşmüşse, bu durumda iflas idaresi akdi feshederek malın masaya iadesini isteyebilir. Ancak satıcının iflas idaresi, alıcının şimdiye kadar ödemiş olduğu taksitleri alıcıya iade etmek zorundadır; alıcı bu taksitler ödeninceye kadar mal üzerinde hapis hakkını kullanabilir.[58]

bb. Alıcının İflası

Alıcının iflasının açıldığı anda, sözleşme her iki tarafça henüz ifa edilmemişse, bu durumda satıcının semen için iflas idaresinden teminat verilinceye kadar teslimden kaçınma ve teminat verilmediği takdirde sözleşmeyi feshetme hak ve yetkisi vardır (BK m.82). İflas idaresi masanın menfaatinin olduğunu düşündüğü takdirde akde girebilir (İİK m.198). Bu durumda satıcı satılanı iflas masasına teslim etmekle yükümlü olur.[59]

İflas idaresi, akde girmezse, satıcı, satım akdini feshedebilir (BK m.82). Satıcı satım akdini feshetmek istemezse, satılan malı iflas masasına teslim etmek zorundadır.[60] Bu durumda satış bedelini iflas alacağı olarak müflis alıcının iflas masasına yazdırır.

Buraya kadar açıkladığım hususlar sadece menkul mal satışlarında ve kıyasen gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerinde uygulanmaktadır.

Alıcının iflasının açıldığı anda, satıcı malı alıcıya teslim etmiş ve alıcı henüz semeni ödememişse, satıcı sadece satış bedelini iflas masasına alacak olarak yazdırabilir.[61] İflasın açılmasından evvel, borçluya bir mal satıp teslim eden satıcı fesih ve geri alma hakkını açıkça muhafaza etmiş olsa bile iflas halinde akdi feshedemez ve sattığını geri alamaz. (İİK m.199) Burada satıcının sadece semen dolayısı ile bir iflas alacağı söz konusu olur.[62] Yapılan son açıklamalar taşınmaz satışlarında da uygulanmaktadır.

Alıcının iflas etmesinden sonra, satış bedeli alıcı tarafından ödenmiş, buna karşılık satıcı henüz malı alıcıya teslim etmemiş ise, müflisin malın teslimine yönelik alacağı masa aktifine dâhil olduğundan satıcı, malı masaya teslim etmek zorundadır.[63]

Yapılan satış mülkiyeti muhafaza kaydı ile yapılmış bir satış ise, alıcının iflası ile satıcının alıcıdan olan satış bedeli alacağı muaccel hale gelir (m. 195). Mal henüz alıcının mülkiyetinde olmadığından masaya girmez. Yalnız, iflas idaresi malın borcunu satıcıya masa borcu olarak öderse malın mülkiyeti müflise geçeceğinden mal masaya girmiş olur.[64] “Mülkiyeti muhafaza, herhangi bir şahsa mülkiyeti devredilmek istenen menkul bir malın mülkiyetinin belirli bir şartın gerçekleşmesine kadar devreden kimsede kalması ve şartın gerçekleşmesi ile devralana geçmesidir.[65] ’’ Mülkiyeti muhafaza ile yapılan satışlarda satıcı satış bedelinin ödenmesine karşı koyamaz.

İflas idaresi akde girmek istemediği takdirde satıcı ya akdi feshederek malın geri verilmesini ister veya akdi feshetmeyerek alacağını bir iflas alacağı olarak masaya yazdırır. İkinci durumda mal iflas idaresi tarafından satılır ve satıcının satış bedeli alacağı da, diğer iflas alacakları gibi ödenir. Bu halde, satıcının malın satış bedeli üzerinde bir rüçhan hakkı yoktur.[66]

Mülkiyeti muhafaza kaydı ile satılan mal iflastan önce müflis tarafından üçüncü kişiye satılmış ise;

  1. Malın bedeli müflise ödenmiş ise satıcı semen alacağını bir iflas alacağı olarak masaya yazdırır.

  2. Malın bedeli iflas masasına ödenmiş ise satıcı, alacağı miktarın masa alacağı olarak ödenmesini ister. Üçüncü kişi tarafından masaya ödenmiş olan para satıcının alacağını karşılamadığı takdirde satıcı bakiye alacağını iflas alacağı olarak masaya yazdırır.

  3. Malın bedeli üçüncü kişi tarafından henüz ödenmemiş ise satıcı üçüncü kişiden alacağın kendisine temlikini masadan ister.[67]

İflas idaresi mülkiyeti muhafaza ile yapılan satışı kabul etmediği takdirde satıcının talebini reddederek istihkak davası açmak için yedi günlük mühlet verir. Satıcı bu süre içersinde istihkak davası açmadığı ve açtığı istihkak davası reddedildiği takdirde mülkiyeti muhafaza hakkını kaybedeceğinden alacağını iflas alacağı olarak masaya kaydettirebilir. İstihkak davasının kazanılması halinde yukarıda açıklanan şekilde işlem yapılır.[68]

  1. Adi Kira Sözleşmesi

aa. Kiracının İflası

Kiracının iflasının kira sözleşmesine etkisi, kiralananın kiracıya teslim edilip edilmemiş olmasına göre farklılıklar göstermektedir.

Kiralanan kiracıya teslim edilmemiş ise, bu durumda BK m. 82 hükmü uyarınca kiralayan sözleşmeyle belirlenen kira bedeline ilişkin olarak kendisine teminat verilinceye kadar kiralananı teslimden kaçınma ve bu teminat verilmediği takdirde sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir. Eğer iflas idaresi bu süre içinde teminat vermeyi kabul eder ve akde girerse, kira bedelleri iflas alacağı olarak iflas masasına yazılır ve iflas idaresi ile kiralayan arasında sözleşme hükümleri uygulanır.[69] Söz konusu teminatı müfliste kişisel mallarından gösterebilme hakkına sahiptir. Müflis bu şekilde teminat gösterirse, kiralayanın fesih hakkı ortadan kalkar. Bu durumda sözleşme hükümleri müflis ile kiralayan arasında etkisini sürdürmeye devam edecektir. Teminat ne müflis tarafından ne de iflas idaresi tarafından verilmez ise kiralayan teminat verilmesi için verdiği sürenin sonunda sözleşmeyi feshedebilir ve işlemiş kira alacaklarını iflas alacağı olarak iflas masasına yazdırabilir.[70]

Kiralanan kiracıya teslim edilmiş ise, bu durumda kiracının iflası halinde, kiralayan birikmiş ve işleyecek kiralar için münasip bir müddet zarfında teminat verilmesini isteyebilir. Teminat verilmezse akdi feshedebilir.(BK 261 ) iflas idaresi bu teminatı masa mallarından gösterirse, kiralayanın işlemiş ve işleyecek kira alacağı bir masa borcu teşkil eder. Müflis, masaya girmesi gerekmeyen mallardan bu teminatı gösterirse, kiralayan yine akdi feshedemez. Fakat alacağını bir iflas alacağı olarak masaya kaydettirebilir ve BK 267 vd. hükümleri dairesinde hapis hakkından da istifade eder.[71]

Kiralayan, BK 261’de yer alan teminat isteme ve fesih yetkisini menkul mallarda kullanabileceği gibi bu hakları ayrıca 6570 sayılı Kira Kanununa tabi olan Gayrimenkuller içinde kullanabilir.[72]

Kiralayan yukarıdaki her iki halde de kira sözleşmesinin zamanından önce sona ermiş olmasından dolayı tazminat isteyemez.[73]

bb. Kiralayanın İflası

Adi kira sözleşmesinde kiralayanın iflası da, kiracının iflasında olduğu gibi kiralananın kiracıya teslim edilmiş olup olmamasına göre farklılıklar göstermektedir.

Kiralayanın iflasının açıldığı anda, kiralanan henüz kiracıya teslim edilmiş değilse, kiracı iflas idaresinden kiralananı kendisine teslim edilmesini isteyemez. Bu durumda kiracının malın teslimin isteme hakkındaki alacağı m. 198’e göre para alacağına yani akdin ifa edilmemesi nedeniyle bir tazminata dönüşür ve bu alacağı masadan isteyebilir.[74] Bununla birlikte masa akde girme hakkını haizdir ve akde girerse müflisin bütün haklarını haiz olur.[75]

İflasın açıldığı anda kiralanan kiracıya teslim edilmiş durumda ise, bu takdirde m. 198 dairesinde akde girme söz konusu olmaz. Sözleşme kiralananın iflas idaresi tarafından satılmasına kadar devam eder. Masa artık müflisin sözleşme bakımından bir temsilcisi olarak onun edasından doğan hakları masa için kullanabilir. Bu sözleşmeden doğan kira alacakları artık bir masa alacağıdır, bu nedenle m. 200 uyarınca kiracının iflas alacaklarıyla bir takas yapılamaz. [76]

İflas idaresinin kiralanan malı satması ile kira akdinin artık iflas masasıyla ilgisi kalmaz. Fakat kiracının kiralanandan çıkarılması ancak BK m.254 veya 6570 sayılı kanuna göre mümkündür. Kiracı kira akdinin zamanından önce son bulması halinde bundan doğan zararını, kiralayanın iflas masasından iflas alacağı olarak isteyebilir.[77]

  1. Hizmet Sözleşmesi

İş sahibinin iflasında hizmet sözleşmesi doğrudan doğruya feshe uğramaz; fakat işçi ilerideki ücreti hakkında muayyen bir süre içerisinde teminat verilmezse sözleşmeyi feshedebilir (BK m.346). Burada feshi ihbar gerekmeksizin derhal bir fesih kastedilmektedir.

Teminatın gösterilmemiş olması nedeniyle işçi sözleşmeyi fesih yetkisini kazanır fakat bu zorunlu değildir. Ayrıca işçi sadece iflas nedeniyle sözleşmeyi fesih yetkisini kazanmaz. İş Kanunu m. 24’e göre iflastan ötürü iş yerinde bir haftadan fazla süreyle işin durmuş olması veya iflas nedeniyle ücretin ödenmemesi sözleşmenin feshi için iflastan kaynaklanan haklı sebeplerdir. Bu fesih hakkının kullanılabilmesi için yasal ya da sözleşmesel sürelere uyma zorunluluğu yoktur.[78] Fakat iflas fesih için bir haklı sebep teşkil etmez. Bu durumda işçinin kanuni ve sözleşmesel sürelere uyması gerekir.[79]

Masa teminat göstermez ve işçi hizmet akdini feshederse, işçi masadan sadece iflas tarihi ile fesih tarihi arasındaki ücreti masa alacağı olarak isteyebilir. Bunun dışında masadan tazminat isteyemez.[80]

Masa teminat gösterirse, sözleşmeye işveren yerine taraf olur ve işçi hizmet sözleşmesini masaya karşı devam ettirmek mecburiyetinde kalır.

İşçi sözleşmeyi feshetmezse, masa işçiyi feshin ihbar edilebileceği en yakın zamana kadar çalıştırmak ve ücretini ödemek zorundadır. İşçi masaya karşı hizmete devam edeceğini bildirir fakat iflas idaresi akde girmezse, işçi BK m. 325’te tanınan hakları iflas alacağı olarak isteyebilir. Ayrıca İİK m. 206’ya göre işverenin iflasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları da dâhil olmak üzere, alacakları imtiyazlı olup birinci sıradan ödenecektir.[81] Ancak işin mahiyeti gereği yalnız müflisi şahsına ifa edilebilen hizmetlerde iflas idaresinin akde girmesi mümkün değildir.[82]

4857 sayılı 22.5.2003 tarihli İş Kanunun 33. maddesi işverenin iflası, ya da konkordato ilan etmesi veya işveren için aciz vesikası alınması sebepleriyle işverenin ödeme güçlüğüne düştüğü hallerde geçerli olmak üzere, işçilerin iş ilişkisinden kaynaklanan son üç aylık ücret alacaklarını karşılamak amacıyla işsizlik sigortası fonu kapsamında ayrı bir ücret garanti fonunun oluşturulması düzenlenmiştir. İşverenin ödeme güçlüğü içine düştüğü hallerde, işverenden ücret alacağı bulunan işçi Ücret Garanti Fonu Yönetmeliği m. 8’deki belgelerle birlikte Türkiye İş Kurumuna başvurabilir. Bu başvuru üzerine Türkiye İş Kurumu başvuru tarihinden itibaren 30 gün içinde işçiye son üç aylık ücret alacağını ödeyerek durumu ivedililikle icra iflas müdürlüklerine veya konkordato komiseri ile işverene bildirir(Yön. m.9).[83]

Çok ender rastlanılabilecek bir durum olsa da, işçinin iflası da gündeme gelebilir. Bu durumda, hizmet akdi son bulmaz. İşçi iflas etmiş olmasına rağmen şahsi çalışmasına devam edebilir. İşverenin, işçinin iflas etmiş olmasına dayanarak hizmet sözleşmesini feshetme yetkisi yoktur. Ancak işçinin hileli ve / veya taksiratlı iflası halinde (m.310–311), bu husus işveren bakımından hizmet sözleşmesini feshetmek için bir haklı sebep sayılabilir(BK m.344). İşçi de sadece iflas etmiş olduğu sebebine dayanarak hizmet akdini feshedemez. Gerek işverenin, gerekse işçinin en yakın feshi ihbar müddetine uyarak hizmet sözleşmesini feshedebilecekleri doğaldır. Müflis işçi iflas ettikten sonra çalışmak istemezse, işveren masaya karşı bir tazminat alacağı ileri süremez. Zira işçinin şahsi çalışma gücü iflas masasına girmez.[84]

  1. Eser (İstisna) Sözleşmesi

aa. Müteahhidin İflası

Müteahhidin iflası ile eser sözleşmesi sona ermez. Müteahhidin iflasının çeşitli ihtimallere göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

İş sahibi iflas açılmadan evvel semeni ödemişse, eserin değerin m.198’e göre paraya çevirip iflas masasına yazdırır. Eserin tamamlanmış olup olmaması önemsizdir. Yalnız malzeme kendisi tarafından verilmiş ise, bu takdirde eseri masadan geri isteyebilir(BK m. 357/II). [85]

İş sahibi iflas açılmazdan evvel semeni ödememişse, masadan teminat ister. Verdiği süre içerisinde teminat verilmezse, akdi fesheder(BK m.82). İş sahibi akdi feshetmezse, semeni masaya öder ve eserin değerini m. 198’e göre paraya çevirerek iflas masasına yazdırabilir. Eser tamamlanmış durumda ise ve malzemede iş sahibi tarafından verilmiş ise iş sahibi, semeni masaya vererek eserin kendisine verilmesini isteyebilir.[86]

İflas idaresi, akde sadece sözleşmenin sadece müflis tarafından ifa edilmesi gerekmediği durumlarda girebilir. Sözleşmenin mutlaka müflis müteahhit tarafından ifa edilmesi gerekiyorsa, sözleşme müteahhidin kişisel nitelikleri göz önüne alınarak yapılmış ise, böyle bir sözleşmeye iflas idaresinin girmeye ne yetkisi ne de yükümlüğü vardır. Böyle bir sözleşmede eserin durumuna bakılır. Eğer malzeme iş sahibi tarafından verilmiş ise ve eser tamamlanmışsa ya da en azından kullanılabilir bir duruma gelmişse, iş sahibi eseri masadan aynen isteyebilir. Eser henüz tamamlanmamışsa ve müflis de sözleşmeyi ifa etmek istemiyorsa, bu durumda iş sahibi, müflisi iflas dışında BK. m. 106’ya göre şahsen takip edebilir.[87]

bb. İş Sahibinin İflası

Eser sözleşmesi, iş sahibinin iflası ile de sona ermez. İş sahibinin iflası açılmadan önce müteahhit eseri tamamlayıp teslim etmişse, semen alacağını sadece iflas alacağı olarak masaya yazdırabilir. Eseri teslim etmemişse BK m. 82’ye göre iflas idaresi teminat göstermezse, sözleşmeyi feshedebilir. [88]

İflas idaresi, teminat göstererek sözleşmeye girerse, sözleşmeyi feshetmeyerek eseri masaya teslim edip semen alacağını müflisin masasına iflas alacağı olarak yazdırabilir.[89]

  1. Kefalet Sözleşmesi

aa. Borçlunun İflası

Borçlunun iflası halinde, alacaklı BK m. 502’ye göre alacağını müflisin iflas masasına yazdırmak zorundadır. Ayrıca borçlunun iflasını öğrendiği anda kefili durumdan haberdar etmekle mükelleftir. Bu mükellefiyetlerin ikisini veya birini yerine getirmediği takdirde kefilin bundan zarar görmesi durumunda, bu zarar oranında kefile karşı sahip olduğu hakları kaybeder(BK m.502/II). [90]

Alacaklı BK m.502/II’deki yükümlülüklerini yerine getirmediğinde, İİK m.204/II hükmü uyarınca, kefil alacaklıya herhangi bir ödemede bulunmadıkça masaya hiçbir alacağını yazdıramayacağından, iflasın kapanmasından sonra alacaklıya ödemede bulunması halinde de, rücu alacağını masaya yazdıramayacağından ödediği bedeli masadan alamayacaktır. Aynı şekilde alacaklı yükümlülüklerin her ikisini de yerine getirmediğinde, kefil borcu ödemesine rağmen iflastan haberdar edilmediği için alacağını masaya yazdıramayacak ve rücu alacağına garameten düşen hisse az olacaktır; dolayısıyla kefil zarara uğrayacaktır.[91]

Son olarak alacaklı borcunu iflas masasına yazdırmış fakat kefili iflastan haberdar etmemişse, kefil masaya kayıt yaptıramayacak ve kendisine İİK m.204/III hükmü uyarınca düşen hisseyle yetineceğinden kefil yine zarara uğrayacaktır.

Bu nedenlerden dolayı alacaklı kefile karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmediğinde, kefilin uğradığı zarar kadar ona başvurma hakkını kaybetmektedir.[92]

İflas nedeniyle borcu kısmen ödemiş kefil alacağının tamamını masaya yazdırabilir(m. 204/II). Buna karşılık alacaklıya hiçbir ödemede bulunmamış olan kefil, ne kendisi adına ne de alacaklı adına iflas masasına alacak yazdırma yetkisi yoktur.[93]

Kefalet akdi, borçlunun iflası halinde, alacaklıya borcu doğrudan doğruya kefilden isteyebilme hakkı verir. Fakat alacaklının borcu kefilden isteyebilmesi için borcun muaccel hali gelmiş olması gerekir. İflas sadece borçlu bakımından alacakları muaccel hale getirir; bu durumun kefile etkisi yoktur.[94]

bb. Kefilin İflası

Müflis kefil, iflasın açılmasından evvel bir alacak için kefil olmuşsa, iflasın açılması anında müflis kefilin ödeme yükümlülüğü henüz doğmamış olsa dahi, alacağın alacaklısı bu alacağını kefilin iflas masasına yazdırabilecektir(İİK m.202).[95] Bu durum iflasın müflisin bütün borçlarını muaccel hale getirmesinin bir sonucudur.[96]

İİK m.202 hükmü hem adi kefalet hem de müteselsil kefalette uygulanır. Hatta kefile kefalet veya rücua kefalette dahi bu maddenin hükümleri uygulanacaktır.[97] Alacaklı alacağını iflas masasına yazdırdığı takdirde kefilin masasından kendisine ödeme yapılır. [98]Bundan sonra iflas masası ödeme yaptığı alacaklıların yerine geçer ve kefalet nedeniyle ödediği parayı borçlulardan tahsil etmeye çalışır.

Alacaklının kefilin iflas masasına alacağını yazdırma zorunluluğu yoktur. Alacaklı, alacağının borçlu tarafından vadesinde ödeneceğine güveniyorsa, alacağını iflas masasına yazdırmayabilir. [99]

İİK m.202 son fıkraya göre kefil ile birlikte asıl borçlunun veya müşterek borçlulardan birinin iflası halinde m. 203 ve m. 204 uygulanır.

  1. İFLASTA TAKAS

Kural olarak, alacaklı, kendi alacağını müflisin kendinde olan karşı alacağı ile takas edebilir(m.200/I). İflasta takasın şartları BK m.118–124 hükümlerinde olduğu gibidir. Ancak iflasta takas borçlar kanunu hükümlerine göre daha genişletilmiştir.

Borçlar Kanununa göre takasın gerçekleşebilmesi için karşılıklı alacakların muaccel olması gerekmektedir(m.118/I).[100] Fakat iflas hukukunda iflasın açılması ile müflisin bütün borçları muaccel hale geleceğinden (m.195) alacaklı, iflasın açıldığı anda henüz muaccel olmayan alacağı için de takas isteyebilir. Hatta müflisin alacaklıdan olan alacağının şarta veya gayrimuayyen bir vadeye bağlı olması da takasa engel değildir.[101]

Borçlar hukukundaki takasla İflas hukukundaki takas arasındaki bir diğer fark ise, borçlar kanununa göre takası yapılabilmesi için, takas edilecek iki borcun para borcu veya birbirine mümasil (aynı çeşit edimler) olması gerekir. Fakat iflas hukukunda alacak paradan gayrı bir şey olsa dahi m.198’e göre ancak paraya çevrilerek masaya kaydedileceğinden müflisten paradan gayrı bir şey alacaklısı olan alacaklı bu alacağını müflise olan borcu ile takas edebilir.

Takas için alacağın iflas alacağı ya da masa alacağı olması fark etmez. Alacağı ile müflise olan borcunu takas etmek isteyen iflas alacaklısı, alacağını müflisin iflas masasına yazdırmak zorunda değildir. Fakat takas iradesini masaya herhangi bir şekilde bildirmelidir(BK m.122/I); özellikle iflas masası, alacaklıdan müflise olan borcunu isteyince, alacaklının alacağı ile borcunu takas ettiğini bildirmesi lazımdır. Takas edilen borçlar takas edilebilecekleri andan itibaren sona erer.

  1. TAKAS YAPILAMAYACAK OLAN HALLER

İflasta takas beyanına imkân verilmesi aslında diğer iflas alacaklılarının yararına değildir. Zira müflisin hem borçlusu ve hem de alacaklısı olan kimse, takas isteyerek alacağını, borcu miktarında tam olarak alabildiği halde, o sadece iflas alacaklısı olsaydı, masanın vereceği yüzde oranı ile yetinmek zorunda kalacaktı. Bu nedenle takas, takas ileri sürenin yararınadır. Bu durum bazen diğer alacaklıların aleyhine neticeler doğurmaktadır.[102]

İşte bu sakıncaların önlenmesi sebebiyle kanun koyucu takası esas itibariyle mümkün kılmakla beraber, bu hakka bazı sınırlamalar koymuştur. Şu hallerde takas yapılamaz:

  • Müflisin borçlusu iflas açıldıktan sonra müflisin alacaklısı olursa, takas yolunu seçemez( m.200/II b.1). Borcunu masaya ödemek zorundadır.

  • Müflisin alacaklısı, iflas açıldıktan sonra müflisin veya masanın alacaklısı olursa yine takasa başvuramaz( m.200/II b.2)

  • Alacaklının alacağı hamile yazılı bir senede dayanmakta ise alacaklı takasa başvuramaz( m.200/II b.3)

  • Anonim limited ve kooperatif şirketlerin iflasları halinde esas mukavele gereğince verilmesi gereken hisse senedi bedellerinin henüz ödenmemiş olan kısımları veya konması taahhüt edilen fakat konmamış olan sermayeler bu şirketlerin borçları ile takas edilemez( m.200/son).[103]

  1. TAKASA İTİRAZ

Müflisin bir borçlusu, iflasın açılmasından önce, alacaklısının aciz halinde bulunduğunu bilerek, iflas masasının zararına olarak, kendisine veya bir üçüncü şahsa takas suretiyle bir menfaat sağlamak için, müflise karşı bir alacak ihdas etmiş olursa, bu takasa mahkemede itiraz edilebilir(m.201).[104]

Kanunun bu hükmü ile aciz halinde bulunan borçlunun borçluları ile onun alacaklılarının hileli davranışlar ile iflas masasını zarara sokmaları önlenmek istenmiştir.[105]

İİK m.201 uyarınca takasa mahkemede dava yoluyla itiraz edecek olan iflas idaresidir. Ancak, ikinci veya daha sonraki alacaklılar toplantısında, iflas idaresi tarafından mahkemeye başvurulup takasa itiraz edilmesinde masa menfaati görülmez ise, isteyen iflas alacaklısına takasa itiraz davasının takip yetkisi verilebilir.[106]

Takasa itiraz davası iflasa karar veren ticaret mahkemesinde açılır.[107]

Takasa itiraz davası davacı lehine sonuçlandığı takdirde, takas geçersiz olur. Davalı borçlu, takas konusu yaptığı borcunu müflisin iflas masasına tam olarak ödemek zorunda kalır; temellük ettiği alacağı ise, iflas alacağı olarak masaya yazdırabilir.[108]

  1. MÜŞTEREK BORÇLULARIN AYNI ZAMANDA İFLASI

Bir borçtan dolayı birlikte sorumlu olan kişilerin aynı zamanda iflas etmeleri ve iflas tasfiye işlemlerinin aynı zaman dilimine rastlaması halinde, alacaklı, müflislerden her birinin iflas masasına alacağının tamamını yazdırabilir(m.203/I).

Müşterek borçlulardan maksat, bir borcu birlikte taahhüt edenler, kefil ile asıl borçlu, birlikte kefiller gibi kişilerdir.[109]

Masaların tasfiyesi sonucu o alacak için ayrılan paylar toplamı, alacak miktarını geçiyorsa, bu fazlalık sorumlu olduğu hisseden fazla ödemede bulunmuş olan müşterek borçlunun masasına girer(m.203/II)

Bu paylar toplamı alacak miktarını geçmiyor ise, müşterek borçluların iflas masalarının –sorumlu olduğu miktardan fazla ödemede bulunmuş olduğu gerekçesiyle– birbirlerine rücu etme hakları yoktur(m.203/son).

  1. MÜFLİSLE BİRLİKTE BORÇLU OLANLARDAN BİRİNİN BORCU KISMEN ÖDEMİŞ OLMASI

Bir borçtan dolayı müteaddit kimseler borçlu olup da bunlardan biri iflas etmiş bulunuyorsa bunun hakkındaki iflasın açılmasından önce veya sonra, borca mahsuben diğer borçlulardan biri tarafından bir ödemede bulunulmuş olsa bile, alacaklı alacağını kendisine hiç ödeme yapılmamış gibi, tam tutarı ile iflas masasına kaydettirebilecektir(m.204).[110] Alacaklıya kısmi ödemede bulunmuş olan müşterek borçlu da, alacaklının alacağının tamamının kayıt edilmesini, diğer müşterek borçlunun iflas masasından isteyebilir(m.204/II).[111]

“Alacaklı masaca yapılan taksimde alacağının tamamına düşen hisseden alacağını tamamlayacak kadarını geri alır; geriye kalan paradan müşterek borçluya, rücu hakkı olduğu miktara düşen hisse verilir. Artan parada masaya kalır” (m.204/III).

İflas masasına kaydolunmak hakkı alacaklının ve müşterek borlunundur(m.204/II). Kısmi ödemede bulunmuş olan müşterek borçlu da esas alacağın kaydı için talepte bulunabilecektir. Ama o, rücu alacağının kaydını dahi talep edemez. Burada genel kurallardan ayrılarak bir alacaklının yerine bir başka şahsın bu alacaklının alacağının kaydı için talepte bulunabilmesine imkân verilmiştir. Bunun nedeni alacağın tamamının iflas masasına kaydının garanti altına alınmak istenmesindendir.[112

SONUÇ

İflas kurumunun birçok hukuki ilişkiyi etkilemesi ve ekonomik hayat bakımından bir takım olumsuzluklar doğurması kaçınılmazdır. Kanun koyucu yaptığı düzenlemelerde bu olumsuzlukları asgari düzeye indirmeye çalışmıştır.

Kanun koyucu, iflasın olumsuzluklarını azaltmaya çalışırken bir yandan da alacaklıların menfaatlerini dengeleyip onlar açısından bir eşitlik yaratmaya çalışmıştır.

Çalışmanın başında İcra ve İflas Kanunumuzun 195, 196 ve 197. maddeleri incelendikten sonra, iflasın belli başlı sözleşmeler bakımından sonuçları irdelenmiştir. Bu sonuçlar sadece İcra İflas Kanunuyla değil birçok kanunla düzenleme altına alınmıştır.

Çalışmanın son kısmında İcra ve İflas Kanunumuzun 202, 203 ve 204. maddel

KAYNAKÇA

  • ANSAY, Sabri Şakir, Hukuk İcra ve İflas Usulleri, 5. bası, Ankara, 1960

  • ERİŞ, Gönen, Uygulamalı İflas Ve Konkordato Hukuku, Ankara, 1991

  • GÜRDOĞAN, Burhan; iflas hukuku dersleri, Ankara 1966

  • KURU, Baki; İcra ve İflas Hukuk El Kitabı, İstanbul, 2006

  • KURU, Baki; ARSLAN, Ramazan; YILMAZ, Ejder; İcra ve İflas Hukuku, Ankara, 2005

  • KURU, Baki; İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2004

  • KURU, Baki; İcra ve İflas Hukuku, C.3, İstanbul 1993

  • MUŞUL, Timuçin; İcra ve İflas Hukuku, İstanbul, 2005

  • MUŞUL, Timuçin; Teorik ve Uygulamalı İcra ve İflas Hukuku II İflas Hukuku, İstanbul, 2002

  • ÖĞÜTÇÜ, A. Tahir/ ÇİTOĞLU, Ali; Uygulamalı icra ve iflas kanunu, cilt II, 1977 baskı

  • PEKCANITEZ, Hakan; ATALAY, Oğuz; ÖZEKES, Muhammet; SUNGURTEKİN ÖZKAN, Meral; İcra ve İflas Hukuku/4949 ve 5092 Sayılı Kanunlar ile İcra ve İflas Kanuna Yapılan Değişikliklerle Birlikte/ Temel Bilgiler, 2. Bası, Ankara, 2005

  • PEKCANITEZ, Hakan; ATALAY, Oğuz; ÖZEKES, Muhammet; SUNGURTEKİN ÖZKAN, Meral; İcra ve İflas Hukuku, 6. Bası, Ankara 2008

  • PEKCANITEZ, Hakan; ÖZEKES, Muhammet; YEŞİLOVA, Bilgehan; İcra ve İflas Hukuku, 4. Bası, Ankara 2005

  • POSTACIOĞLU, İlhan E.; İflas Hukuku İlkeleri C:1, İstanbul, 1978

  • TERCAN, Erdal; İflasın Sözleşmelere Etkisi, 1. Bası, Ankara, 1996

  • SÜMER, Altay; Türk İflas Hukuku, C:2, 1. Bası, İstanbul, 2004

  • ULUKAPI, Ömer; İcra ve İflas Hukuku, Konya, 2001

  • UYAR, Talih; İcra ve İflas Hukuku, 2. Bası, Manisa,1993

  • UYAR, Talih; Uygulamalı İcra ve İflas Hukuku c:2, 2. Bası, Ankara, 1993

  • ÜSTÜNDAĞ, Saim; İflas Hukuku ‪(İflas, Konkordato, İptal Davaları‪), 6. Bası, İstanbul 2002

  • YILMAZ, Ejder; İflas İdaresi, Ankara, 1976

[1] “Somut olayda,…bonoların müteselsil kefili ve bu sıfatla sorumlusu olan davalı müflisin keşideciler gibi ayrıca bir taahhütte bulunmamasına göre, davalı müflis BK’nın 83/II maddesi hükmü icabı olarak bonolardaki yabancı para borcunun muaccel olduğu tarihteki TL. karşılığından sorumlu tutulabilir. İİK’nın 195. maddesi hükmüne göre, iflasın açılması müflisin borçlarını muaccel kılağından mahkemece bonolardaki Alman markının müflisin iflas tarihindeki TL. karşılıklarının saptanarak bulunacak TL. karşılıklarının iflas masasına kaydı gerekirken, yazılı olduğu şekilde iflas masasına kayıt için müracaat edildiği tarihteki kur esas alınarak hesaplanan TL. karşılığının masaya kaydına karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.” (19. HD. 30.6.1994, YKD 1995/10, s.1600–1602; ÜSTÜNDAĞ, Saim; İflas Hukuku ‪(İflas, Konkordato, İptal Davaları‪), 6. Bası, İstanbul 2002, s.83

[2] KURU, Baki; İcra ve İflas Hukuku, C.III, 3. Bası, İstanbul 1993, s.2923

[3] PEKCANITEZ, Hakan; ATALAY, Oğuz; ÖZEKES, Muhammet; SUNGURTEKİN ÖZKAN, Meral; İcra ve İflas Hukuku, 6. Bası, Ankara 2008, s.540, KURU, III s.2924

[4] TERCAN, Erdal; İflasın Sözleşmelere Etkisi, 1. Bası, Ankara, 1996, s.10

[5] KURU, III s.2925

[6] ERİŞ, Gönen, Uygulamalı İflas Ve Konkordato Hukuku, Ankara, 1991, s.547

[7] MUŞUL, Timuçin; Teorik ve Uygulamalı İcra ve İflas Hukuku II İflas Hukuku, İstanbul, 2002, s.115–116, KURU, Baki; İcra ve İflas Hukuk El Kitabı, İstanbul, 2006, s.1041

[8] Bu madde 25.11.1988 tarihinde 3494 sayılı yasa ile değiştirilmiştir. Değişiklikten önce rehinli alacaklar dışındaki alacaklara iflasın açılmasından sonraki dönem için faiz yürütülmeyeceği öngörülüyordu. Bu durum alacaklılar arasında eşitsizliğe yol açtığı gibi borçlu bakımından da ağır mali sonuçlar doğurabiliyordu. (Ayrıntılı bilgi için bkz. SÜMER, Altay; Türk İflas Hukuku, C:2, 1. Bası, İstanbul, 2004, s.941)

[9] SÜMER, s.942

[10] KURU III, s.2930

[11] KURU III, s.2931

[12] Y.11.HD.17.10.1988 tarihli E.7369/K.5920 sayılı karar

[13] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN; s.541, KURU III; s. 2928

[14] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN; s.541, KURU III; s. 2928

[15] KURU III, s.2933. SÜMER bu görüşe katılmamakta ve 3494 sayılı yasa ile adi alacaklara iflasın açılmasından sonra yasal faiz işlemesinin kabulü karşısında, aynı kuralın kamu alacakları yönünden de kabulü gerektiğini savunmaktadır. (bkz. SÜMER, s.948)

[16] 22.11.1991 gün ve 5/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı; “ Bu kararın gerekçesinde sosyal sigorta primleri hakkında 6183 sayılı kanunun 52. maddesinin uygulanmayacağı şu gerekçeye dayandırılmıştır: 506 sayılı SSK’nın değişik 80. maddesinin altıncı fıkrasında 6183 sayılı kanunun sadece 9, 12, 21 ila 27 ile 36, 101 ve 103. maddelerinin Kurum alacaklıları hakkında da uygulanacağı gösterilmek suretiyle yasaya sınırlı bir gönderme yapılmıştır. Anılan yasanın 52. maddesine gönderme yapılmadığından, bu maddedeki amme alacakları ile ilgili gecikme zammının iflas halinde, iflasın açıldığı tarihe kadar işleyeceğine dair hükmün, sosyal sigorta primlerinin gecikme zammı hakkında uygulanmasına olanak görülmemiştir.” KURU III, s.2934

[17] KURU III, s.2934;

[18] “Sosyal sigorta primlerinin gecikme zammı bir çeşit temerrüt faizi niteliğindedir. Bu nedenle, sosyal sigorta primlerinin gecikme zammının iflastan sonra da işlemeye devam edeceği görüşünün İİK’nın 196.maddesinin 1. fıkrasına dayandırılması ve bu maddenin son fıkrası hükmünün bu halde de uygulanacağının İBK’da uygun olurdu” KURU III, s.2934

[19] “Uyuşmazlığın çözümü için her şeyden önce SSK’nın prim alacağına ilişkin gecikme zammının hukuki niteliğini saptamak gerekmektedir. Her ne kadar gecikme zammının hukuki niteliği bakımından bunun bir tazminat olduğu görüşü ileri sürülmekte ise de, bu görüşe katılmak olanağı yoktur. Çünkü 506 sayılı yasanın 80.maddesinde gecikme zammının bir tazminat olduğu öngörülmemiştir. Gecikme zammının sözcük anlamı üzerinde duracak olursak, primin geç ödenmesi halinde, bu geç ödeme için prime yapılan ek ödemeyi, yani daha fazla ödemeyi içermektedir. Yine, aynı maddede gecikme zammı oranları gösterilmemiş sadece işverenin sigorta primini süresi içinde tam olarak ödenmemesi durumunda, ödenmeyen kısmına, sürenin bittiği tarihten başlayarak Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkında Kanun’da belirtilen gecikme zammı oranlarının uygulanacağı belirtilmiştir. Fakat gecikme zammının iflasın açılması ile ödenmeyen prim için işleyip işlemeyeceği belirtilmemiş ve ayrıca İcra ve İflas kanununda da bu hususta herhangi bir düzenleme getirilmemiştir.

Öte yandan, İİK’nın 196. maddesinin 3494 sayılı yasa ile yapılan değişikliğine göre, artık iflasın açılması ile faizlerin kesilmeyeceği ve fakat iflas masasında bir bakiyenin kalması halinde bakiyeden faizlerin ödeneceği öngörülmüştür. Yasanın bu son değişikliğindeki ilke benimsenerek, gecikme zammının paylaştırmaya kadar aynen işleyeceğinin kabulü düşünülemez. Olsa olsa gecikme zammı temerrüt faizi niteliğinde bir alacaktır, öyleyse gecikme zammı faizin bağlı olduğu kurallara tabidir denilebilir.” (ERİŞ, s.565–566)

[20] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN; s.542

[21] SÜMER, s.1066, TERCAN, s.269

[22] SÜMER, s.1067, KURU III, s.2953, TERCAN, s.270

[23] KURU III, s. 2953

[24] SÜMER, 1067

[25] KURU III, s. 2954

[26] TERCAN, s.271

[27] KURU III, s. 2953, SÜMER, s.1068

[28] ANSAY, Sabri Şakir, Hukuk İcra ve İflas Usulleri, 5. bası, Ankara, 1960, s.239, KURU III, s.2951, SÜMER, s.1065, TERCAN, s.266

[29] TERCAN, s.268

[30] ANSAY, s.239, KURU III, s.2952

[31] TERCAN, s.268

[32] TERCAN, s.269

[33] KURU III, 2952

[34] TERCAN, s.283

[35] TERCAN, s.282, KURU III, s.2952, SÜMER, s.1070–1071

[36] TERCAN, s.283, SÜMER, s.1071

[37] TERCAN, s.284

[38] KURU, El Kitabı, s.1050; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.542

[39] KURU, El kitabı, s.1050; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.543

[40] SÜMER, s.1045

[41] TERCAN, s. 11

[42] KURU, Elkitabı, s.1050; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.543; POSTACIOĞLU, İlhan E; İflas Hukuku İlkeleri C:1, İstanbul, 1978, s.159

[43] POSTACIOĞLU, s.159

[44] KURU, Elkitabı, s.1050; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.543; POSTACIOĞLU, s.159

[45] KURU, Elkitabı, s.1050; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.543

[46] SÜMER, s.1061

[47] KURU, Elkitabı, s.1050–1051; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.543

[48] SÜMER, s.1063; KURU, Elkitabı, s.1051; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.543

[49] SÜMER, s.1075; KURU, III, s. 2955

[50] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.544

[51] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.544

[52] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.544

[53] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.544

[54] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.544

[55] “Bu kaydın geçerli olabilmesi için özel sicile kaydı gerekir. Mülkiyeti muhafaza özel sicile kaydedilmemişse mülkiyet alıcıya şartsız olarak geçmiş olur. Ancak sicile kaydedilmemiş olan mülkiyeti muhafaza kaydını, BK m. 211/III anlamında “satılan malı geri alma hakkını saklı tutma beyanı” olarak kabul etmek mümkündür. Fakat satıcı saklı tuttuğu bu hakkını, iflasta kullanamaz. Şu halde mülkiyeti muhafaza iflastan önce tescil edilmemişse, iflasta nazara alınmaz. Mülkiyeti muhafazanın iflastan sonra da sicile kaydedilmesi mümkündür; ancak bu kayıt iflas masasına karşı hükümsüzdür(İİK m.191/I).” (KURU III, s.2960–2961)

[56] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.546

[57] KURU III, s.2965; TERCAN, s.217, SÜMER, s.1078

[58] KURU III, s.2965; TERCAN, s.218, SÜMER, s.1078

[59] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.545

[60] KURU III, 2958; Doktrinde bu konuda farklı görüşlerde vardır. “Satıcının masanın akde girmemesi halinde bu iki yoldan birini seçmek zorunda olduğu ve akitten dönmezse, malı masaya teslim etmek zorunda olduğu görüşüne karşın; satıcı, eğer kendi borcu ile sözleşmenin ifa edilmemesinden doğan müspet zararı arasındaki değer farkını, eğer bakiye alacağı kalıyorsa fark teorisi uyarınca masaya iflas alacağı olarak yazdırabilmelidir” SÜMER, s.1079; TERCAN, s.186–187

[61] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.545

[62] GÜRDOĞAN, Burhan; iflas hukuku dersleri, Ankara 1966, s. 102

[63] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.545

[64] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.546

[65] TERCAN, s. 191 -192

[66] KURU III, s.2963. Yargıtay’ın aksi yönde görüşleri vardır. ”Davacının alacağı sıra cetveline kayıt edilmiştir. Bu nedenle sıra cetveline itiraz hakkında dava açması gerektiğinden söz edilemez. Davacı MK’nın 689. maddesi uyarınca tahsil ettiği taksitleri geri vererek satış akdini bozmamış, bu satıştan dolayı elinde mevcut bonoları mesnet yaparak ve mülkiyeti muhafaza kaydı ile satışa dayanarak alacağını tasfiye kuruluna bildirmiştir. Mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış akdinin davacıya temin ettiği fayda rüçhan hakkına sahip olmaktan ibarettir. Yani masaya giren kamyonetin satış bedeli üzerinde rüçhan hakkı vardır.” 12.HD. 10.10.1984 9489/10217 (KURU III, s.2963)

[67] KURU III, s.2964

[68] ÖĞÜTÇÜ, A. Tahir/ ÇİTOĞLU, Ali; Uygulamalı icra ve iflas kanunu, cilt II, 1977 baskı, s. 957

[69] KURU III, s.2966; TERCAN, s.234

[70] KURU III, s.2966; TERCAN, s.240–241

[71] KURU III, s.2967 TERCAN, s.242

[72] KURU III, s.2967

[73] KURU III, s.2967

[74] ANSAY, s.238; KURU III, s. 2968; TERCAN, s.243–244

[75] ANSAY, s. 238; TERCAN, s.243–244

[76] ANSAY, s. 238; TERCAN, s.244–245

[77] KURU III, s. 2968; TERCAN, s.247

[78] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.547

[79] KURU III, s.2971

[80] KURU III, s.2971; TERCAN, s.253

[81] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.548

[82] ANSAY, s.240

[83] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.548

[84] KURU III, s.2972; TERCAN, s.260–261; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.548–549

[85] KURU III, s.2972; TERCAN, s.228; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.550

[86] KURU III, s.2972; TERCAN, s.230

[87] TERCAN, s.229

[88] KURU III, s.2973; TERCAN, s.225

[89] KURU III, s.2973; TERCAN, s.226

[90]TERCAN, s.264; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.550; KURU III, s.2979

[91] TERCAN, s.265

[92] KURU III, s.2979

[93] KURU III, s.2980; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.551

[94] TERCAN, s.265; PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.551

[95]ÜSTÜNDAĞ, s.97

[96] PEKCANITEZ; ATALAY; ÖZEKES; S. ÖZKAN, s.553

[97] ÜSTÜNDAĞ, s.97

[98] KURU III, s.2993

[99] KURU III, s.2995; TERCAN, s.263

[100] “Takas iddiasında bulunan borçlunun alacaklı olarak takip talebinde bulunduğu 1986/8001 sayılı icra takip dosyası münderecatına ve takip talepnamesine göre takası istenen alacak 24.4.1986 vade tarihli senede dayanmaktadır. Bu senedin vadesi gelmiş, alacak muaccel olmuştur. BK’nın 118. maddesi hükmüne göre takas iddiasının kabulü gerekirken, alacağın muaccel hale gelmediğinden ve takibin kesinleşmediğinden bahisle isteğin reddedilmesi isabetsiz, temyiz itirazları yerinde görüldüğünden merci kararının bozulması gerekmiştir.” (Y.12.HD. 5.11.1987 E.15063/K.11202) ERİŞ, s.584

[101] ÜSTÜNDAĞ, s.92

[102] POSTACIOĞLU, İlhan E.; İflas Hukuku İlkeleri C:1, İstanbul, 1978, s.148

[103] “…ortakların payları için ödediği hisseler ortaklığın sermayesini oluşturur. Sermaye payı ise ortaklığa verilmiş bir borç olmadığından, ortaklığın iflası halinde hisse senedi sahipleri kural olarak iflas alacaklısı olamazlar. Diğer bir anlatımla, hisse senedinin değerini iflas masasına alacak olarak kaydettiremezler” (19 HD. 10.6.1996, YKD. 1997/1 s.81),(ÜSTÜNDAĞ, s.95)

[104] “... Bankası A.Ş.'nin 20.04.1994 tarihinde faaliyeti durdurulmuş ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından açılan iflas davası sonucunda 05.06.1995 tarihinde iflasına, karar verilmiştir. Bankaya borcu bulunan davalı bankadan alacaklı olan Serdar'ın alacağını 26.12.1994 tarihli genelge ile temlik almış ve aynı tarihte bankanın geçici yönetimine borcu ile temlik aldığı alacağını takas ettiğini bildirmiştir. Mahkemece bu takas işleminin geçerli olduğu kabul edilerek takasa itiraz davası reddedilmiştir.

Takasa itiraz İcra ve İflas Kanunu'nun 201. maddesinde düzenlenmiş olup, takasa itiraz edilebilmesi için, müflisin borçlusunun alacağı iktisap ettiği anda müflisin aciz halinde bulunduğunu bilmesi, alacağın iflasın açılmasından önce iktisap edilmiş bulunması ve müflisin borçlusunun bu alacağı kendisine veya üçüncü bir şahsa menfaat temin etmek ve masayı zarara uğratmak kaydı ile ihdas etmiş olması gerekir. Bankanın faaliyetinin durdurulduğu ilan edildiğinden, bankaya borçlu olan davalının bankanın aciz hâlinde bulunduğunu bildiğinin kabulü gerekir.

İflasın açılmasından önce temlik alınan alacakla borcun takası talebi masayı zarara sokmaktadır.

Zira aciz halinde bulunan bankanın borçluları iflas halinde borçlarını masaya tam olarak ödeyecekler iken borçlunun alacaklıları iflas masasında paylarına düşecek oranda alacaklarını alabileceklerdir, icra ve iflas Kanununun 201. maddesindeki düzenlenmenin amacı aciz halinde bulunan borçlunun borçluları ile onun alacaklılarının hileli muameleler yaparak iflas masasının zarara sokulmasını önlemek ve diğer alacaklıların menfaatini korumaktır

Somut olayda takasa itirazın koşulları gerçekleşmiştir. Davalı tarafından açılan aynı takas nedeniyle borç kalmadığı iddiasına dayanan menfi tespit davası da reddedilmiştir.” (9. Hukuk Dairesi 2006/1239 E.N, 2006/5158 K.N)

[105] ÜSTÜNDAĞ, s.96

[106] MUŞUL, s.127

[107] Fakat 19 HD, m.235 hükmünü kıyasen uygulayarak, takasa itiraz davasının, iflasa karar vermiş olan ticaret mahkemesinin bulunduğu yerdeki diğer ticaret mahkemelerinde de açılabileceğine karar vermektedir. (19. HD. 19.10.2000, 5938/6931; 19. HD 1.2.2001, 8799/743; KURU, El Kitabı, s.1063)

[108] MUŞUL, s.128

[109] KURU, El Kitabı, s.1065

[110] ÜSTÜNDAĞ, s.100

[111] “Müşterek borçlu, iflasın açılmasından evvel, borcun tamamını ödeyerek müflisçe rücu hakkını kazandığı takdirde bu tasarrufu ile alacaklıya orda kendi hakkını sağlamış olacağından ona ait hakları kullanmak ve bu cümleden olarak alacağını diğer alacaklılar gibi doğrudan doğruya iflas masasına kaydettirmek yetkisini haizdir. Tetkik konusu davada müşterek borcun ödenmesi yani; rücu hakkının henüz doğmaması hali söz konusu edilmiş olup bu hususa İİK’nın 204 ve ilgili diğer maddelerinde değinilmiştir. 204. madde hükmüne göre, müşterek borçlunun müflise rücu hakkı olsun veya olmasın, alacaklı henüz tahsil etmediği alacağın tamamını masaya kaydettirmekle mükelleftir. Alacağın bir kısmının alınmış olması halinde dahi hüküm böyledir. Yani; masaya alacağın geri kalan kısmı değil tamamının yazdırılması zaruridir. Kısmi tediyenin iflastan evvel veya sonra vuku bulması esasa etkili değildir. Bu durumdaki alacaklı tasfiye sonuna göre, masadan aldığı payla, alacağını tamamlar. Evvelce tahsil ettiği para ile masadan aldığı paranın mecmuu garame neticesi hissesine düşen miktarı aştığı takdirde fazla kısım, müflise rücu hakkını haiz müşterek borçlunun bu yönden doğma alacağına isabet eden garame payının ödenmesine ayrılır.” (Y.İİD. 13.2.1965 E15404/k.1720) ERİŞ, s.593

[112] ÜSTÜNDAĞ, s.101


6 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
Yazı: Blog2_Post
bottom of page